İzmir - Efes Müzesi

EFES MÜZESİ

Efes Müzesi ( 9.56 MB )

Arasta

Eski Türk ticaret hayatının yoğunlaştığı bölgelerde bedestenlerin yola bakan cephelerinde revaklı dükkânların oluşturduğu çarşıdır. Aynı zamanda kısmen üretime dayalı, çoğunlukla aynı işkolunu paylaşan esnafın faaliyetlerini sürdürdükleri alan işlevi görür.

Osmanlı geleneÄŸine dayalı eski Türk kentlerindeki arastalarda ticaret belli bir sisteme ve ticari ahlâk kurallarına göre yönetilirdi. Bu sisteme göre her meslek grubu kendi aralarında mesleki dayanışma kurumları olan “lonca”lar oluÅŸturmuÅŸtu, her zanaatkâr kendi loncasına üye olmak ve bunun için belirli bir ödenek vermek zorunda idi. Loncalarda çıraklık, kalfalık, ustalık gibi meslek basamakları vardı ve bir üst basamaÄŸa geçebilmek için belli bir baÅŸarı göstermek gerekirdi. Bu basamakları aÅŸmak pirin veya ustanın vereceÄŸi izne baÄŸlı idi. Loncaya baÄŸlı meslek sahibi usta olduktan sonra pirden izin almadan arastada dükkân açamazdı, bu izin törenle verilirdi. Loncaların dükkân açmaya gücü yetmeyen zanaatkârlara dükkân bulma, sermaye verme gibi görevleri de vardı.

DeÄŸirmen

Öğütme, tahılın sertliğinin giderilmesi, pişirilip suyla karıştırılacak kıvama getirilmesi için gerekli bir işlemdir. İlkel toplumlar öğütmek için doğal kayaları kullanırlardı.

Neolitik ÇaÄŸdan baÅŸlayarak İ.Ö. 5. Yüzyıl’a dek kaya yerine ortası çukur taşınabilir bir alt taÅŸ ile elin kavrayabileceÄŸi biçimde el taşı kullanılarak tahıl ezilirdi.

İ.Ö. 5. Yüzyıl’dan sonra üst taÅŸ daha büyük yapılarak ortası aralık bırakıldı ve tahılın buradan alt taÅŸa dökülmesi saÄŸlandı. Daha sonra üst taÅŸa bir çevirme kolu ilave edilerek öğütme iÅŸlemi, kolaylaÅŸtırıldı.

Büyük ölçekli, eÅŸek ve at gibi hayvanlarla çevrilen deÄŸirmenler İ.Ö. 2. Yüzyıl’da Akdeniz Bölgesinde kullanılmıştır. Su gücüyle çalıştırılan deÄŸirmenlerin ise İ.Ö. 1. Yüzyıl’da kullanıldığı bilinmektedir.

Geleneksel deneyim ve beden gücünün ilk planda olduğu, tarıma bağlı yöresel yaşamda teknolojik gelişmeler hiçbir değişikliğe uğramadan günümüze dek ulaşmaktadır.

Cici Berber

50 yıl öncesine dek Anadolu’nun hemen her kasabasında “Cici Berber” adıyla anılan bir berber dükkânı bulunur, bu dükkânda genellikle bir usta, bir kalfa ve bir çırak çalışırdı.

Usta saygınlığı olan kişileri, kalfa gençleri ve çocukları traş eder, çırak ise yerlere dökülen saçı süpürür, su ısıtır, gerektiğinde müşterilere çay, kahve ikram eder, boş zamanlarında ustasını dikkatlice gözleyerek işi öğrenirdi.

Berber dükkânları günlük konuların konuşulduğu bir dedikodu yeri oldukları gibi aynı zamanda siyasi tartışmaların yapıldığı yerlerdi. Berberler genellikle kibar, iyi giyimli, saçları briyantinli, dış görünüşleri ile örnek kişilerdi. Gerektiğinde sünnet yapar, diş çekerlerdi, bu nedenle toplumda iyi, saygın yerleri vardı.

Gülsuyu ve Gülyağı Üretimi

Gülhanelerde geleneksel yöntemlerle gülsuyu ve gülyağı üretimi modern fabrikaların rekâbetine dayanamamış ve yok olmaya yüz tutmuştur.

Gülhanedeki yöntem, gül yapraklarından damıtılma yoluyla gülsuyu ve gülyağı elde edilmesidir. Üretim yıl içinde yalnızca güllerin olgunlaştığı mayıs ayında yapılır.

Gül üretimi İ. Ö. 3000 yıllarına (Sümerler’e) dek inmektedir. Daha sonra Asurlular gül yetiÅŸtirmiÅŸ ve bundan gülsuyu ve gülyağı üretmiÅŸlerdir.

Anadolu’da 12-13. yüzyıllardan bu yana gül yetiÅŸtirilmektedir. 14. yüzyılda yaÅŸayan İbn-i Batuta, Seyahatname’sinde Burdur’un Gölhisar (Gülhisar) İlçesi’nde kendisine gülsuyu ikram edildiÄŸini yazmaktadır.

Avrupalılar gülsuyu ve gülyağı üretimini 17. yüzyıldan sonra Türkler’den öğrenmiÅŸlerdir.

Efes Müzesi arastasında aslına uygun olarak düzenlenen gülhanede 3500 kg. gül yaprağından 1 kg. gülyağı ve 1000 kg. gülsuyu elde edilmektedir.

Gözboncuğu

Anadolu’daki prehistorik kazılarda bulunan çok sayıda gözboncuÄŸu günümüzde Ege Bölgesi’nde KemalpaÅŸa ve Görece’de imal edilen gözboncuklarının öncüsüdür. Cam özel bir fırında 900-1000 derecede eritilip renklendirildikten sonra demir çubuk ile istenilen miktarda alınıp ÅŸekillendirilir. Daha çok nazarlık olarak kullanıldığı için mavi en yaygın renktir.

Günümüzde takı, anahtarlık, tespih olarak çeşitli renklerde gözboncuğu yapılır.

Efes Müzesi arasta sergisindeki gözboncuÄŸu atölyesi KemalpaÅŸa İlçesi’nden getirilmiÅŸtir ve çalışır durumda bir fırını vardır. Sergilenen gözboncuklarının tümü yenidir ve bu sergileme ile atölyenin aynı zamanda satış yeri olduÄŸu vurgulanmak istenmiÅŸtir.

Yatağan-Türk Kılıcı Yapımı

Yatağan, 50-100 cm. uzunluğunda, kabzasından ucuna doğru hafifçe kıvrılan Türk kılıcıdır. İlk olarak 14. yüzyıl başında kullanılmıştır.

Gövdesi kaliteli çelikten, kabzası boynuzdan yapılır ve belde kalın bir kuşak içinde taşınırdı.

Yapıldığı yerler genellikle YataÄŸan adını almıştır. Ege Bölgesi’nde, Denizli ve MuÄŸla illerine baÄŸlı YataÄŸan ilçelerinde yüzlerce yıl Osmanlı Türk ordusuna kılıç üretilmiÅŸtir.

Saadet Hatun Hamamı

Türk hamamlarının kökeni Roma hamamlarına dayanır. Bu dönemlerde hamamlar yalnızca temizlenme yerleri deÄŸil, aynı zamanda masaj ve spor yapılan, sohbet edilen yerlerdi. Roma Devrinde önemli bir yer tutan hamam kültürü Bizans Devri ortalarına dek etkisini sürdürmüş, daha sonra Akdeniz ülkeleri ve Avrupa’da unutulmuÅŸ, Türklerle birlikte yeniden ve daha canlı olarak ortaya çıkmıştır. Anadolu’da Selçuklu ve Osmanlı İmparatorluÄŸu dönemlerinde sanatsal ve iÅŸlevsel deÄŸerleri yüksek çok sayıda hamam yapılmıştır.

Selçuk İlçesi’nde bilinen 7 eski Türk hamamı vardır. Bu hamamlardan biri de kitabesine göre Saadet Hatun Hamamı olarak adlandırılmaktadır. Saadet Hatun’un kim olduÄŸu kesin bilinmemekle birlikte AydınoÄŸulları BeyliÄŸi soyundan gelen seçkin biri olduÄŸu düşünülmektedir. 16. yüzyıla tarihlenen hamam geleneksel Türk hamamlarının birçok özelliklerini taşır, soÄŸuk, ılık ve sıcak olmak üzere üç bölümlüdür. 1970 yılına dek yıkık durumda olan hamam 1972 yılında Efes Müzesi’nce onarılmıştır. Hamam, yakınındaki Efes Müzesi konferans salonu olarak kullanılan kervansaray ve Ayasuluk Mescidi ile bir külliye oluÅŸturmakta idi.

AZİZ JOHN

Hıristiyan dininde iki önemli kiÅŸiden biri Az. Paul ve diÄŸeri Az. John’dur. Bunların her ikisi de Efes’te yaÅŸamışlardır. İlki 5-6 yılını vaazlarla ve bu yeni dini Efes’te tanıtmakla geçirmiÅŸtir. İkincisi bir yüzyıl süren ömrünün son yıllarını Yeni Ahit’in bölümlerini yazmakla geçirmiÅŸ, sonra burada ölmüştür. Mezarı Ayasuluk Tepesindedir.  Kral Justinyen tarafından bu mezarın üzerinde yapılan kilise de OrtaçaÄŸ’ın muhteÅŸem anıtları arasında yer almaktadır.

İsa, Kudüs kalabalığının coÅŸkulu çığlıkları ve kahkahaları arasında çarmıha gerilirken Az. John ve Hz. İsa’nın annesi yanı başındaydı. Hz. İsa, Az. John’a dönmeyi becererek “John bu senin annendir”, annesine dönerek de “Anne bu senin oÄŸlundur” dedi. Bunun üzerine İsa’nın havarisi memnuniyetle görevi üstlenip sonuna kadar sorumluluÄŸunu yerine getirdi.

İsa’nın çarmıha gerilmesinden sonra insanlar arasında bir tür huzursuzluk baÅŸ gösterdi. Dahası, Az. John’un erkek kardeÅŸi öldürüldü. Az. John kan kokan bu kentte artık yaÅŸayamayacağını fark etti. M.S. 39 ve 48 yılları arasında Az. Paul’e dair hiçbir bilgi edinilememiÅŸtir. Bu dönemde İsa’nın diÄŸer havarileri gezerek ve vaazlar vererek bu yeni dini yaymaya çalıştılar. Bu sekiz yıllık boÅŸluk, onun Efes’te kaldığına dair dolaylı bir kanıttır. M.S. 6. yüzyıl’ın ilk yarısında İmparator Jüstinyen, Az. John’un mezarının üzerine basilika (dikdörtgen biçiminde bir mezarlık) yapılmasını emretti. Bu Ayasuluk adıyla bilinen bir tepenin üzerinde Artemis Tapınağı’nın doÄŸusunda yer almaktadır. Bu yapıdan sonra Lysimachos tarafından kurulan kent zamanla ekonomik sebepler yüzünden Ayasuluk Tepesinin eteklerine taşındı. Sonunda 10. Yüzyıl’da Efes kenti tamamıyla tepenin çevresine kuruldu.

St. JOHN KİLİSESİ

Az. John Efes’e geldi, burada yaÅŸadı, Yeni Ahit’in 4. kitabını yazdı ve burada öldü. 4. kitabını bu eski kilisede kendisi derledi. Bu kilise Selçuk Türkleri gelmeden önce vardı. Burada yapılan kazılar sonunda birçok kalıntının Yunanistan, Avusturya ve diÄŸer ülkelere kaçırıldığı ortaya çıktı. Bugün Az. John’un mezarının çevresinde beÅŸ küçük mezarın daha var olduÄŸu ortaya çıkmıştır. Az. John’un arzusu üzerine diÄŸer beÅŸ mezar kendi mezarıyla haç oluÅŸturacak biçimde yapılmıştır. Hıristiyanlığın en başından beri Hıristiyan camiası bu yeri bir hac merkezi olarak kabul etmiÅŸler ve hürmet etmiÅŸlerdir. Sonraları bu kilise tanrılar tarafından harap edilmiÅŸtir. Fakat daha sonraları İmparator Jüstinyen tarafından yerine daha büyük bir kilise yaptırılmıştır. 100 m. uzunluÄŸundaki bu kubbeli kilisenin sütunlarla çevrili çok güzel bir avlusu vardı. İki katlı olan kilise freskler ve mozaiklerle bezenmiÅŸ 6 büyük ve 5 küçük kubbeye sahipti. Yangınlar sırasında, M.S. 1. Yüzyıl’ın ikinci yarısına ait madeni paralar bulunmuÅŸtu. Bu, Az. Paul’ün mezarının o zamanlar da insanlar tarafından ziyaret edildiÄŸini göstermektedir. Kutsal kuyular, ilahilerin söylendiÄŸi yerler, her türlü hastalığa iyi gelen küller, bu kubbelerin çatılarının altındaydı. Az. John’un mezarlığının yanından akan ÅŸifalı suların o zamanın hacıları için ayrı bir deÄŸeri vardı. 4-5 yıl sonra Az. John rakibi Artemis’le birlikte yaÅŸadı. Artemis tapınağı ne kadar çok yaÄŸmalandıysa Az. John’un mezarına bir o kadar dokunulmadı. Bu mezarlık en ufak zarar görmedi. Çünkü o insanlığın en önemli mesihiydi ve İsa’nın halefiydi. Onun mezarı aynı tepedeki St. Mary’nin kilisesi gibi bir halefi yoktur biçiminde yükselmekteydi. Onun anısına Batı inanlar tarafından asla ihmal edilmeyecektir.” Türkler Efes’i 11. Yüzyıl’ın  ilk yıllarında fethetmelerine raÄŸmen, Bizanslılar bölgeyi 14. Yüzyıl’ın baÅŸlarına kadar terk etmediler. Kent zamanın hanedanlığı MenteÅŸoÄŸullarından İsa Bey tarafından fethedildi (İsa Bey Camii bu döneme ait anıtsal bir kanıttır, planda da görülebilir-). Sonra kent M.S. 1348′de AydınoÄŸulları BeyliÄŸi’nin baÅŸkenti olmuÅŸtur. Daha sonrada 1390 yılında Osmanlılar tarafından fethedilmiÅŸtir. Bundan sonra kent önemini yitirdi ya da İzmir daha önemli hale geldi. 1914 yılında Ayasuluk ismi Selçuk ismine çevrildi. Kentin nüfusu 50 yıl önce 1000 iken ÅŸu anda 18.000′e ulaÅŸmıştır.

Yorum yapılmamış »

Henüz yorum yapılmamış.

Bu yazıya yapılan yorumlar için RSS beslemeleri.

Yorum yapın

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.