Assos Hakkında

GÖRMEDEN DÖNMEYİN

Assos Harabeleri
Görmeden dönmemeniz gereken ilk yer Assos Harabeleridir.
M.Ö 1000 yıllarından itibaren bu bölgeye yoğun olarak Ege Denizinin öte yanından gelen insanlar yerleşmeye başladı.
Önce Midilliler yerleşti rivayetlere göre. Zaten gidince göreceksiniz. Midilli hemen karşınızda duruyor.


Daha sonra Persler ele geçiriyor Assos’u ve kent’i yağmalıyorlar. Ardından İskender Perslerle savaşıp şehri ele geçiriyor ve sırasıyla Romalılar, Bizans hüküm sürüyor bu şehirde. En son 1330′da Osmanlı egemenliği altına giriyor.

Behramkale Köyü
Enteresan bir yer burası. Turizm ile son yıllarda kendini aşıyor. Büyük şehirlerden gelenler burada
eski evler satın alıp restore ediyorlar. Harabelere çıkarken bu tip bir kaç ev gözünüze çarpacak zaten.

Tıkla büyüt

Adatepe / Dutdibi Kahvesi
Küçükkuyu yolu üzerinde Zeus Altarı’na çıkarken
bölgenin en bıçkın Emlak Komisyoncusu ve aynı zamanda
en hoş kahvesinde bir mola vermeden geçmeyin.

Truva / Troya
Çanakkale’ye gidipte Truva’yı görmemek olmaz tabii ki. Düşünsenize, efsaneye göre Anadolu’lu bir çoban ( Paris ) Grekı bir kızı ( Helena ) kaçıracak ve bu sebepten yıllar boyu sürecek tarihin en kanlı, en ilginç ( Homeros’un İlyada’sını okursanız Tanrıların bu işte nasıl parmağı olduğunu göreceksiniz. ) en romantik savaşı başlayacak. Ve bu savaş Çanakkale Boğazı’nın hemen önünde yapılacak. Ve bu savaştan dünya efsaneleri dağarcığına en kuvvetli efsanelerden biri ( Truva atı ) hediye edilecek. Çanakkale’den yarım saat mesafede olan bu ören yerini mutlaka gezin.

Truva’nın Tarihçesi
Truva Hisarlık Mevkiindedir. Homeros’un İlyada ve Odisea’sına konu olan efsanelerle olduğu kadar Türkiye’de yapılan ilk kazılardan biri oluşu ve ayrıca arkeolojide Schileamann adını yol açtığı çeşitli skandal ve olaylara tanık olması nedeni ile Troya büyük önem taşır.


Kazılar sonucunda M.Ö. 3200′den, M.S. 4. yüzyıla kadar ki safha içerisinde 9 kültür katı ve bu katlar içerisinde toplam 46 yapı katı tespit edilmiştir.
Yapılan kazılar sonucu 9 kültür katı saptanmış ve kırktan fazla yerleşme evreleri ortaya çıkarılmıştır.

TROYA I ( M.Ö. 3000 - 2500 ) 10 evreden oluşan bir katman. Erken Bronz Dönemi’nin ilk yerleşmelerindendir. Küçük bir alanı kaplayan kentin, çağdaşlarından çok daha gelişmiş olduğu saptanmıştır.

TROYA II ( M.Ö. 2500 - 2200 ) Kent planlaması gösteren ilk yerleşmelerdendir. Troya I’den daha geniş bir alana yayılmıştır. Bu katman yedi evreden oluşmaktadır.

TROYA III ( M.Ö. 2200 - 2050 ) Daha geniş bir alana yayılan kent yine surlarla çevrilidir. Yerleşme planı daha düzensiz bloklardan oluşmaktadır.

TROYA IV ( M.Ö. 2050 - 1900 ) III. Yerleşme üzerine kurulan bu kat 17.000 m2′lik bir alana yayılmıştır. Kazılarda beş evre saptanmıştır.

TROYA V ( M.Ö. 1900 - 1800 ) Hem yapı, hem duvar tekniğinde belirgin bir gelişme görülmektedir. Duvarlar ince ve düzgün görünümlüdür.

TROYA VII a ( 1300 - 1260 ) Kazılar sonucu kale kentin kuzey doğusunda çok sayıda ev kalıntısı ortaya çıkarılmıştır. Bunlar iç içe, aceleyle kurulmuşçasına, özensiz, kaba yapılardır.

TROYA VII b ( 1260 - 1190 ) VII a’nın 0,50-1 m. üstünde kurulmuştur. Bir önceki dönemin plan yapısı belirgindir.

TROYA VIII ( M.Ö. 700 - 350 ) Uzun süre yaşamın görülmediği yörede, Grekler’le birlikte yeniden bir canlanma izlenmektedir.

TROYA IX ( M.Ö. 350 - M.S. 400 ) Troyalılar’ı ataları sayan Romalılar kente önem vermişlerdir. Yenilenme sırasında Troya VI ve VII’nin önemli yapıları yok edilmiştir. Dönemin en önemli yapısı Athena Tapınağı’dır. Bu dönem yapıları arasında meclis, tiyatro ve belediye sayılabilir.

GELİBOLU ANITLARI ve ŞEHİTLİKLER
Çanakkale Savaşında ölenler adına dikilmiş çok sayıda anıt bulunmaktadır.
Ecebat’a sadece 10 km uzaklıktadır. Önemlileri arasında:
Conkbayırı’nda YENİ ZELANDA Şehitliği, Kanlı Sırt’ta LONE PINE ( Yalnız Çam Anıtı ), Conkbayırı Tepesi’nde MEHMETÇİK PARKI, Bolayır ve Gelibolu savaşlarında ölenler için yapılan GELİBOLU ŞEHİTLİĞİ, Arıburnu, Cesaret Tepe’deki MEHMET ÇAVUŞ ANITI...

KENTİN KURULUŞU

Kolonistlerce kurulan bu koloni şehirlerinin kuruluşlarına baktığımızda sistemli bir hareket gözlüyoruz. Şehir kuruluşlarında göçmen kafilelerin başında bunlara önderlik eden ve genellikle aristokratlar arasından seçilen bir önder bulunur ve kentin kurulmasıyla görevlendirilmiş bu kişiye ”oikist” adı verilir. Bu kişiler kentin kurulup, halkın teşkilatlanmasında büyük önem taşıyorlar. Kolonistlerce buna önemli derecede önem veriliyor.
Assos’un tarihi yaklaşık olarak M.Ö.2000’li yıllara kadar dayanmaktadır. M.Ö.7.yy.da Lesbos (Midilli)’dan gelen kolonistlerce (Aioller ve Bithymyalılar) kurulan Assos; yıllar boyunca farklı kültürlere ev sahipliği yapmış ve bunları içinde barındırarak günümüze kadar getirmiştir.
Kentin kurulum şeması dönemin kolonistlerince geliştirilen yöntemlerle şekillenmiştir. Assos’un temellerini atan kolonistlerin yerleşim yeri olarak burayı seçmelerindeki en önemli nedenlerden biri kentin hem denize hem karaya egemen olmasıdır. Assos kenti topoğrafik kurulum yeri açısından tam bir kıyı şehridir. Deniz ticaretine önem veren bu koloni şehirleri öncelikle ticari yollar üzerine ve savunulması kolay kıyılara kurulmuşlardır. Kuruluş yerinin topoğrafik yapısına göre kıyıdaki bir tepenin üzerine kurulu olan Assos; denizden gelecek saldırılara karşı kıyısının sarp olması ve karadan gelecek olanlara ise önceden önlem alabilecekleri bir görüş alanına sahip olmalarıyla birlikte, kuzeyindeki Tuzla Çayı ile korunaklı ve güvenli bir Akropol izlenimi yaratmaktadır.
Assoslular M.Ö.6.yy.da kentlerini geliştirirken iki şeyi öncelikle ele almışlar. İlk olarak kent surlarını inşa etmişler, sonrada surların tepesinden kentin koruyucusu olan Tanrıça Athena’ya bir tapınak yapmışlar . Ve şehir bu tapınak çevresinde gelişme göstermiş. Kentin gelişiminde ünlü filozof Aristo’yu da unutmamak gerekir.

KENTİN PLANI

Assos merkez olarak önemli bir yerde bulunuyor. Haritaya baktığımızda kentin güneyinde Ege Denizi ve Lesbos Adası, kuzeyinde Troya şehri, batısında Lekton (Babakale) şehri, doğusunda İda (Kaz Dağı) ve güney doğusunda Pergamon şehri ile çevrilidir.
Bu önemli merkezler arasında bulunmak Assos’u ve halkını hem kültürel hem de ekonomik açıdan etkilemiştir. Bunu buradaki Athena Tapınağı’nın mimari planından ve Aristo’nun buraya açtığı felsefe okulundan görebilmekteyiz.
Assos’un planına baktığımızda deniz ticaretine daha çok önem verildiğini anlıyoruz. Kentin önemli kültür ve ticaret binaları denize bakan güney yamacına kurulmuş. Bu binaların hemen bitiminde sahilde liman yer alıyor. Kent döneme damgasını vurmuş gösterişli bir sur ile çevrili. Şehrin güney kapısının iki yanında nekropol bulunuyor. Halk ise daha çok şehrin kuzeyine yerleşmiş.

KENTİN MİMARİ YAPILARI

Mimari açısından günümüze önemli yapılar bırakan bu kentte çağın bütün binalarını görmemiz mümkün. Kenti tepesinde bulunan Athena Tapınağı zemini ve birkaç sütunu ile günümüze gelmiş. Agora; Akropol’ün güney yamacında olup; çevresinde dönemin resmi yapıları yer almaktaydı. Agora’nın M.Ö. II.yy. dan kalma kalıntıları görülebilir. Bu yapı daha sonra kiliseye dönüştürüldüğünden, özgün planı hakkında bir bilgi yok.
Bouleuteiron (Meclis); agoranın doğusundadır. Kürsü, heykeller ve küçük anıtsal yapılardan oluşuyordu.
Gymnasium; M.Ö. II. yy.da yapılmıştır. Agora ile batı kapısı arasında yer almaktadır. Dört yanı Dorik üsluptaki sütunlarla çevrili, taş döşeli bir avlu biçimindedir. 32×40 m ölçülerindedir.
Tiyatro; M.Ö. II. Yy.da Agora’nın yakınına kurulmuştur. Geleneksel Grek tiyatro planına uygun olarak, at nalı biçimindedir. Roma döneminde yenilenmiştir. Son yüzyıla dek tümüyle korunan yapı, günümüzde çok hasarlıdır. Restorasyon çalışmaları devam etmektedir.
Stoa (revak); bu galeriler den biri Agora’nın kuzeyinde, öbürüde güneyindedir. Kuzeydekinin M.Ö. III. yy.ın sonunda ya da II. yy.ın başında yapıldığı düşünülmektedir. İki katlı, Dorik üsluptadır. Aynı dönemden olan güney stoa, üç katlıydı. Orta katta 13 dükkân bulunuyordu. Alt katta ise sarnıç ve 13 hamam yer almaktaydı.
Nekropol; Helenistik ve Roma dönemlerindendir. Nekropol’ün batı ve doğu kapılarını bağlayan yol boyunca, mezar ve anıtlar sıralanmıştır.
Assos’ta ayrıca Osmanlı dönemimde (XIV. yy.) yapılmış Hüdavendigar Camii ve Tuzla Çayı üzerinde bulunan Behramkale Köprüsü bulunmaktadır.

KENTTE HÜKÜM SÜREN DEVLETLER

Ünlü tarihçi Homeros burada Leleglerin yaşadığını söylüyor. Strabon ise en eski adının Pegasos olduğunu söylüyor fakat Pegasos ile Assos kentleri aynı kentler değildir. M.Ö. 7.yy.da Aioller ve Bithymyalı göçmenler tarafından kurulan Assos, M.Ö. 560’larda Lydyalıların kontrolüne geçmiş. M.Ö.545 yıllarında Persler egemen olmuş. M.Ö. 387’de Antiasians Barışından sonra Banker Eubolos, kendini Assos’un hakimi ilan ediyor. Hizmetlisi Hermaios Eubolos’u öldürüp, yönetimi ele geçiriyor. Hermaios, Platon ve Aristo’nun öğrencisi. M.Ö.348–347 Aristoteles’i Assos’a davet ediyor ve Aristoteles burada üç yıl ders veriyor. M.Ö. 345’te Rodoslu Memnon, Hermaios’u bir dostluk şölenine davet ediyor ve Hermaios burada esir edilip Pers başkentine gönderilip çarmıha gerilir. Bu arada Memnon, Hermaios’un mührünü çalıp bu mühür ile çevreye mektup yazar ve egemenliğin Pers’lerin eline geçtiğini bildirir. M.Ö. 334’te Granikos savaşından sonra B. İskender’in (Makedonya’nın) egemenliğine girip, M.Ö. 133’lerde ise Bergama Krallığı’nın egemenliği altında. Bergama Krallığı Assos’u Roma’ya bırakıyor. İmparator Germanikos burada kültünü ilan eder. 1200’lü yıllarda ise Assos Osmanoğulları egemenliğine girmiştir.

GÜNÜMÜZDE ASSOS ANTİK KENTİ

Çanakkale’nin Ayvacık ilçesinin Behramkale köyünde bulunan Assos, Asya’nın batıda ki son noktası olarak bilinen Babakale’ye (Lekton) 20 km. uzaklıktadır. Troya’dan sonra bölgede ki en büyük antik kenttir. Prof. Dr. Ümit Serdaroğlu ve ekibinin uzun çalışmaları ve bölgede ki yapıların orijinal mimarileri bozulmadan oluşturulan tesisler sayesinde Assos şirin bir ören ve tatil yeri olmuş. Tarihin 21.yy.daki yansıması olan Assos 238 m yükseklikte yer alan bir tepeden Ege’yi seyrediyor. Assos’un bu keyifli seyirdeki gözleri tepedeki Athena ise denizin yosun kokusunu sahildeki limanla soluyor.
Assos’a gittiğinizde ilk önce en tepeye çıkıp Athena Tapınağını görün. Eşsiz manzarası ve güzelliğiyle burası sizi büyüleyecektir. Daha sonra aşağıya inip köyün içinde dolaşırken buradaki Medusa başları ve Athena Tapınağı figürlerinden birer tane alırken burada ki kadınların sattığı yüzlerce yıldır üretilen zeytinyağları ve kekiklerden de almayı unutmayın. Temiz havası, denizi, tarihi, huzurlu, sessiz ortamı ve deniz ürünlerinin yanı sıra; Assos, bünyesindeki tesisleriyle de konuklarına kültür ve dinlence dolu bir tatil imkânı sunuyor.

Yorum yapılmamış »

Henüz yorum yapılmamış.

Bu yazıya yapılan yorumlar için RSS beslemeleri.

Yorum yapın

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.